Anarşi ve Terör
YAZAR: Cybernet
Tarih: Cum May 18, 2007 8:40 pm
Anarşi ve Törer

Anarşizm, bir toplumun bütünlüğüne, devletin otoritesine ve haysiyetine yönelmiş şiddet hareketleri olarak tanımlayabileceğimiz bir tahrip aleti ve felsefesidir. 20. yüzyılda toplumları zulüm, acı ve gözyaşı içinde bırakan anarşizm, toplumsal hiyerarşinin tüm biçimlerini bertaraf etmeyi savunan çeşitli politik felsefeleri, ideolojileri ve toplumsal hareketleri tanımlayan sosyal bir terim olarak çok yönlü irdelenmeyi gerektirmektedir.

Bediüzzaman'ın "Tüm asırların toplam vahşetini bu asır bir defada kustu" diyerek dikkat çektiği insanlık tarihinin en kanlı asrını geride bırakırken yeni bin yılın dünya için barış ve mutluluk getirmesi temenni ediliyordu; ancak öyle olmadı. Asrın henüz başında İkiz Kuleler'e yapılan saldırıyla terör dünyanın birinci gündem maddesi oluverdi. Devamında terörün, özünde sevgi ve barışı barındıran İslam'la ilişkilendirilmesi, Amerika'nın da bazı Batılı ülkelerle birlikte "İslâmî terör"ü gerekçe göstererek İslam'ın mamur beldelerine saldırması yeni gelişmelerin ve tartışmaların başlangıcı oldu.

Rengi, şekli ve dozajı ne olursa olsun, mevcut düzeni tahrip etmek amacını güden anarşi ve terör, bugün tüm dünyanın ortak meselesidir. Buna rağmen bugün dünyanın pek çok yerinde anarşi ve terör hareketlerine karşı alınan adlî, polisiye vb. tedbirler etkili olmamakta, güçlü devletler dahi terörü etkisiz hale getirememektedirler. Bu nedenle, anarşi ve teröre karşı alınacak tedbirler tartışılırken bunlara yol açan asli sebepler de gözden uzak tutulmamalıdır.

Sosyolojik sebeplerle birlikte, insan şahsiyeti ve psikolojisi açısından ele alındığında, insan ruhunun tatminsizliğinin manevi çöküntüyü meydana getirdiği ve bunun da anarşik temayüllere yol açtığı düşünülebilir. Bu bağlamda "Dünya büyük bir manevi buhran geçiriyor" diyerek büyük bir tehlikeye işaret eden Bediüzzaman, ısrarla, hariçten gelen büyük bir tehlike olarak dikkat çektiği anarşizme karşı Risale-i Nur'u sedd-i Zülkarneyn gibi önleyici bir tedbir olarak ileri sürmekte, bu hususta İslâm ahlâk ve akaidinin hayata geçirilmesinin önemini vurgulamaktadır.

Bediüzzaman'ın anarşiden kurtulmak için "Merhamet, hürmet, emniyet, haramdan çekinmek, serseriliği bırakıp itaat etmek" şeklinde ifade ettiği beş esasla "müsbet hareket" ve "asayişi muhafaza" şeklindeki toplum hayatını düzenleyici görüşleri, bugün yaşananlar göz önüne alındığında daha da önem kazanmaktadır.

Biz de bunları göz önünde bulundurarak 94. sayımızı "anarşi ve terör" konusuna ayırdık. Konuyu "anarşi, anarşizm, terör, fitne, düzen, istikrar, şiddet, kanun, din, ahlak, nihilizm, muhalefet, fundamentalizm, cihat, sosyalizm, komünizm, hürriyet, mutlak hürriyet, materyalizm" vb. kavramlar çerçevesinde işlemeyi planladık ve aşağıda sorduğumuz sorulara cevaplar aradık.

"Anarşizm nedir? Neyi amaçlamaktadır? Anarşi ve terör arasındaki ilgi nedir? Anarşist felsefeler arasında çok çeşitliliğin olması neyle izah edilebilir? Sosyolojik olarak anarşinin sebeplerinin toplumdan topluma değişmesi nasıl açıklanabilir? Psikolojik olarak anarşinin sebep ve kaynağını nerede aramak gerekir? Psikolojik açıdan nasıl bir insan tipi ve ruhu anarşi ile ilişkilendirilebilir? Kişileri anarşiye zorlayan psikolojik, sosyo-psikolojik ve sosyolojik sebepler nelerdir? Bazı mevcut siyasal ve ekonomik sistemlerin anarşiyi beslediği düşünülebilir mi? Bediüzzaman'ın anarşiyi önlemek üzere ileri sürdüğü fikirleri nelerdir? Anarşi ve terörü önlemede Risale-i Nurların önemi nedir? İslâm ahlâk ve akaidinin hayata geçirilmesi hususundaki zafiyetin anarşi üzerindeki etkisi nedir? Milli ve manevi hayat değerlerinin korunması anarşiyi önleyici bir tedbir olarak düşünülebilir mi? Göreceli olarak düşünüldüğünde anarşiyi yalnızca silahlı çatışmalar değil sosyal bünyede ahlâkî çöküntü olarak düşündüğümüzde nasıl bir tablo ortaya çıkar? İslam-Anarşi; İslam-Terör arasında nasıl bir ilişkiden söz edilebilir? İslamî terör olabilir mi? "Kim, bir cana kıymamış veya yeryüzünde fesat çıkarmamış birini öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüş gibidir…"(Maide/32) ayetini İslâm (cihad) adına şiddet ve terör hareketlerine girişilmesi açısından nasıl değerlendirebiliriz? Anarşizm ve hürriyet ilişkisi nasıl kurulabilir? Anarşistlerin istediği gibi mutlak hürriyet olabilir mi? Hürriyetlerin tanzimi ve kullanılması ile anarşi arasındaki ilişki nedir? Demokrasi ve anarşi arasında nasıl bir ilişki vardır? Genel olarak anarşi ve terörü önlemek için ne tür idari ve hukuki tedbirler alınmalıdır? 11 Eylül sonrası gelişmeleri nasıl değerlendirebiliriz? 11 Eylül'ün İslâmiyet üzerindeki etkileri ne olmuştur?"

...
Alıntı:
http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Yazi&YaziNo=750


Anarşizm nedir?

1. Anarşizmi politik bir görüş olarak sınırlamak çok ciddi bir hatadır. Anarşizm hayatın tümünü içine alan bir bilinç ve felsefedir.

2. Anarşizm -varsa- Adem ve havvadan beri olan bir felsefedir. Onların ilk emirleri yerine getirmeyip Cennetten kovulmalarıyla sonuçlanan eylem ilk anarşist eylemdir.

3. Anarşizm kanunları da reddetmek de değildir. Anarşizm kanunları acımasızca sorgulamak demektir. İyi bir anarşist sorgulamalarının sonuçlarını eyleme dönüştürendir.

4. Anarşist fikirlerinin olgunlaşmasını beklemeden doğru bildiği değerler için gözükara savaşa girişir.

5. O kendi fikirlerinin de esiri değildir. Çünkü fikirler de kanunlar gibi tabu değildir. Çünkü kanunlar da bir zamanların doğru olması muhtemel fikirlerinden üretilmiştir. Bu yüzden kendi fikirleri de dahil hiç bir fikri tabu olacak, kanun olacak değişmezlikte ve kutsallıkta görmez.

6. Ancak anarşist için değişmeyecek düsturlar da yok değildir. Özgürlük, adalet, doğa ile senkronize hayat, hümanizm, insan fıtratına uygunluk onun fikirlerinin mihenk noktasıdır.

7. Anarşizmin sahası sadece siyasi arena değildir. Anarşist bakış; "kendisiyle", ailesiyle, toplumuyla, geçmişle, ideolojilerle, geleneksel dinlerle, taasupla, muhafazakarlıkla, yozlukla, kalitesizlikle, yoksullukla, fırsat eşitsizliğiyle, cinsel sömürüyle, kılişelerle, yanlış tanımlarla, ... mücade eder.

8. Sosyalizm başta gelmek üzere Kapitalizm, Teizm, bürokrasi, hiyerarşi, tüketici toplum onun siyasi düşmanlarıdır.

9. Anarşist bilinç, yanlışlara karşı öncelikle kropotkinde ifadesini bulan “karşılıklı yardım” mantığı ile işbirliği, paylaşım, ödün verme, modifiye etme eğilimindedir. Ancak bunun sonuçsuz bir eylem olduğunu anladığı anda duraksamadan “yıkmak ve yeniden inşa etmek” politikasını faaliyete sokar.

10. Totem, tabu, dogma olma potansiyeli olan fikirler öncelikle bilinç esareti yaratır. Sonra da fizik esareti getiren kanunlara kaynaklık eder. Bu yüzden insan ürünü hiç bir fikir mutlak ve ebedi değildir. Fikirler lüzumu görüldükçe üretilir, ömrünü tamamladıktan sonra da dönüştürülür yada yok edilir. Hiç biri baki ve tartışılmaz değildir.

11. Kutsal, mutlak, vazgeçilmez, dogma, adil olmayan, yasak, galip gelmek, ezmek, yenilgi, kanun, mecburiyet sıfatları anarşist fikirlerde yeri olmayacak kelimelerdir.

12. İlk ve en önemli adım beyinlerin özgürleştirilmesidir. Anarşist eylemcilerin yakın dönemdeki amaçları „sırasıyla“ eylem planında belirtilmiştir. Bunu temel alarak eylem üretebilir yada kendi özgür/özel eylemliliğini arkadaşlarıyla ortak tartışarak ortaya koyabilir.

13. Mutlak hüküm yoktur. Dolayısıyla anarşistin tutarlı olmak gibi bir sıfatı olmak zorunda değildir. Hatta iyi bir anarşist sürekli kendini yeniler ve yanlışlarını geriye atarak onlardan vazgeçer. Tutarsızlık sağlıklı, yaratıcı düşüncenin göstergesidir.

14. Anarşistler evrime ve onun milyarlarca yıldır geliştirdiği sonuçlarının başarısını kabullenir. Dolayısıyla insan, toplum, hayvanlar ve tabiat üzerine çözümler üretirken doğa yasalarını kulanmaya çalışır ve fikirlerini bunlarla sınarlar.

15. Zannedilidiği gibi anarşi, düzenin yokluğu anlamına gelmez, idarenin olmaması anlamına gelir. Anarşistler iktidar ve hükmetmenin [ing. domination, tahakküm] toplum için gerekli olduğu fikrine karşı çıkarlar; ve bunun yerine daha işbirlikçi, hiyerarşi karşıtı toplumsal formları, politik ve ekonomik örgütleri savunarak tahakkümün olmadığı düzenleri amaçlar.

16. Gücün olduğu yerde özgürlük olmaz. Bu yüzden gücü varedecek dinamikler ortadan kaldırılmalıdır.

17. Anarşistlerin nihai amacı kaos veya düzensizlik değidir. Bunun yerine, bireysel özgürlük ve gönüllü işbirliğine dayanan, otoriteler tarafından yukarıdan aşağıya dayatılan bir düzensizlik değil, aşağıdan yukarıya doğru olan bir toplum yaratmak isterler.

18. Anarşizm için gerçek amaç özgürlükler olduğu için, anarşist pratik kendine zarar vermesi pahasına bile olsa özgürlüğe muhalif hareket etmez. Özgürlük amacıyla çeliştiğinde, gerekirse kendi kurumlarını bile kolaylıkla fesh etme yoluna gider.

Anarşizm (Grekçe åv, ve aoxn’den, yetkeye karşı), toplumun devletsiz olarak tasarlandığı yaşam ve yönetim ilkesine veya kuramına verilen ad. Böylesi bir toplumda uyum, yasaya boyun eğerek ya da her türlü yetkeye itaat ederek değil, üretim ve tüketim amacının yanısıra, uygar bir varlığın sonsuz çeşitlilikteki gereksinim ve isteklerinin de yerine getirilmesi amacıyla özgürce oluşturulmuş çeşitli bölgesel ve mesleki gruplar arasında varılan özgür sözleşmeler yoluyla elde edilecektir. Bu çizgiler boyunca gelişecek bir toplumda, insani etkinlik alanlarının tümünü kapsamaya başlayacak gönüllü birlikler, devletin tüm işlevlerinin yerini almak üzere daha da büyük bir yayılım kazanacaklardır.

Bunlar, --geçici ya da az çok süreli-- sonsuz çeşitllilikteki yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası, her büyüklük ve düzeyden, grup ve federasyonlardan oluşan, içiçe geçmiş bir ağ örgüsünü andıracaktır; olası bütün amaçlar için biraraya gelebileceklerdir: üretim, tüketim ve değişim, haberleşme, sağlık düzenlemeleri, eğitim, karşılıklı (mutual) koruma, alan savunması ve dahası; öte yandan sürekli artan bilimsel, sanatsal, yazınsal, ve toplumsal gereksinimlerin yerine getirilmesi için de çalışacaklardır. Dahası, böylesi bir toplum değişmez olan hiçbirşeyi temsil etmeyecektir. Aksine --genellikle organik yaşamda görüldüğü gibi -- uyum, güçlerin ve etkilerin çokluğu arasındaki dengenin sürekli değişen düzenlenmesi ve yeniden düzenlenmesinden kökenlenecektir ve hiçbir gücün, devletin özel koruması altında olmaması nedeniyle, bu düzenlemeyi sağlamak daha kolay olacaktır.

Toplum bu ilkeler çevresinde örgütlendiği zaman, üretici çalışma sırasında insanın kendi güçlerini özgürce kullanması devletçe sürdürülen bir kapitalist tekel tarafından kısıtlanmayacaktır. Kişinin isteklerinin yerine getirilmesi, inisiyatif çöküntüsüne ve aklın köleleşmesine yol açan ceza korkusuyla ya da bireylere veya metafizik varlıklara boyun eğme ile de kısıtlanmayacaktır.

İnsan, kendi benliği ile çevresinin etik kavramları arasındaki özgür eylem ve tepkinin izlenimini ister istemez taşı---rütük---, kendi eylemlerine kendi anlayışıyla yön verecektir. Böylelikle insan, tekelciler yararına aşırı çalışma tarafından ya da çok sayıdaki akıl tembelliği ve akıl köleleşmesi ile engellenmeksizin zihinsel, sanatsal, ahlaksal, tüm yeteneklerinin tam gelişimini elde edebilecektir. Bu sayede, modern bireyci sistemin altında ya da Volksstaat (halk Devleti) denilen bir Devlet sosyalizmi sistemi altında olanaklı olmayan, tam bireyleşmeye ulaşabilecektir.

Ayrıca, anarşist yazarlar, kavramlarının, bir kaç zorunluluğun koyut olarak kabul edilmesiyle, öncel (a priori) bir yöntem üzerine kurulmuş bir ütopya olmadığını da düşünürler. Devlet sosyalizmi reformlarla geçici bir saygınlık kazanabilse de, anarşizmin halen iş görmekte olan eğilimlerin çözümlenmesinden türevlendiğini ileri sürerler. Yaşamın bütün gereksinimlerini şaşılacak denli yalınlaştıran modern teknikteki ilerlemeler; gelişen bağımsızlık ruhu; ve --önceleri Kilise ve Devlet’in gerçek niteliği olarak düşünülenleri de kapsayan-- tüm etkinlik dallarında özgür inisiyatif ve özgür kavrayışın hızla yayılması, devletin olmaması eğilimini kararlı biçimde güçlendiriyorlar.


Alıntı:
Kaynak: Pyotr Kropotkin (1842-1921) tarafından, The Encyclopedia Britannica'nin 1910 yılında yayımlanan onyedinci baskısı için yazılmıştı. Bu metin, seksen yılı aşkın bir süredir The Encyclopedia Britannica'nın edisyonlarinda yer alan özgün Anarşizm maddesidir.


ANARŞİ DÜZENDİR

"Anarşi" kelimesi eski bir Yunanca kelime olan "anarchos"dan gelir, ve "yöneticisiz" demektir. [14] Yöneticiler, bekleneceği üzere, yönetimin [rule] sona ermesinin kaçınılmaz olarak bir kaosa ve karmaşaya düşmek olduğunu iddia ederken, anarşistlerse yönetimin düzenin sağlanması için gerekli olmadığını savunurlar. Hükümetsiz bir toplum, Hobbes'in herkese karşı herkesin savaşına dönüşmez, anarşistlere göre yaratıcı ve barışçıl insani ilişkileri mümkün kılar. Proudhon, anarşist duruşu ünlü sloganında açık bir şekilde özetlemiştir: "Anarşi Düzendir" [15].

Toplumsal felsefesini "anarşist" olarak ilk ifade eden kişi olan Pierre-Joseph Proudhon, genel olarak inanıldığı üzere kötülük ile suçun toplumsal çatışma ve yoksulluğun sebebi olmadığını, tam tersine bunların toplumsal çatışma ve yoksulluğun birer sonucu olduklarını söylemiştir. Devlet düzeninin "suni, çelişkili ve etkisiz" olduğunu, bu nedenle de "baskı, yoksulluk ve suç"u yarattığını düşünmüştür (53). Ona göre, toplulukların Devletler altında oluşturulması tamamen anormaldir. Dahası, "kamusal ve uluslararası hukuk, her çeşitten temsili hükümetle birlikte, yine yanlış olmak zorundadır, çünkü bunlar mülkiyetin bireysel sahipliği ilkesine dayanmaktadırlar" (54). Proudhon'a göre, hukuk bilimi "kodlanmış mantıkları" temsil etmenin çok çok uzağındadır; "hırsızlık, yani mülkiyete yönelik yasal ve resmi ünvanların bir derlemesinden" daha fazla bir şey ifade etmemektedir (54). Otorite, toplumsal ilişkileri oluşturmanın uygun bir temeli olarak hizmet etme kapasitesinden yoksundur. [16] Yurttaş yalnızca mantık tarafından yönetilmelidir, ve yalnızca "değersiz ve kendine saygıdan yoksun kimseler" kendi özgür iradelerinin ötesindeki herhangi bir yönetimi kabul edeceklerdir (94). Proudhon, siyasi kurumlar yerine, emek ve değişimde karşılıkçılık ilkelerine dayanacak ekonomik örgütlenmeleri önermektedir --bu amaca yönelik kooperatifler ve "Halk Bankaları" yoluyla. [17] Toplumun bu şekilde yeniden örgütlenmesinin sonuçları sınırlamanın kısıtlanması, baskıcı yöntemlerin azalması, bireysel ve kolektif çıkarların yakınlaşması olacaktır. Bu Proudhon'un "tam hürriyet hali" veya anarşi dediği şeydir; bu "yasalar"ın emir ve kontrol gerektirmeksizin kendiliğinden işleyeceği yegane bağlamdır. [18]

"Anarşi" kelimesini popüler hale getiren ve çalışmaları anarşist hareketin ilk gelişimi üzerinde etkili olan Michael Bakunin, dağınık yazılarında dışsal yasama ile otoritenin "her ikisinin de toplumu köleleştirme eğiliminde olduğunu" belirtmiştir (240). Ona göre, tüm sivil ve siyasi örgütlenmeler, sistematik bir sömürü olarak yukarıdan aşağıya doğru uygulanan bir şiddet üzerine kurulmuştur. Bu örgütlerden kaynaklanan herhangi bir siyasi yasa, ayrıcalıkların bir ifadesidir. Bakunin, tabi kılınan çoğunlukların çıkarlarının aksine güçlü azınlıklara avantaj sağlayacağına inandığı tüm yasamaları reddeder. Yasalar, dışsal bir irade dayattıkları ölçüde despotik niteliktedir. Bakunin'e göre, siyasi haklar ve "demokratik Devletler" terim olarak pek çirkin çelişkilerdir. "Herkesin yönettiği yerde hiç kimse yönetilmiyordur, ve bu durumda Devlet mevcut değildir. Herkesin eş derecede insan haklarından faydalandığı yerde, tüm siyasi haklar otomatik olarak fesholur" (240). Bakunin örnek ile bilginin otoritesini --"olgunun etkisi"ni-- hakkın otoritesinden ayırır. Birincisini duruma bağlı olarak ve gönüllü bir şekilde kabul etmeye hazırken, ikincisini kesinkes reddeder. "Evler, kanallar ve demiryolları söz konusu olduğunda, ... kendi sorgulanamaz eleştiri ve kontrol hakkımı daima saklı tutmak kaydıyla, mimar veya mühendisin otoritesine başvururum. ... Buna göre, ortada sabit veya kalıcı bir otorite bulunmamakta, aksine karşılıklı, geçici, ve herşeyden öte de gönüllü bir otorite ve tabi olmanın sürekli bir değişimi söz konusudur" (Bakunin 253-254). Resmi bir dayatma olan hakkın otoritesini, zorunlu olarak saçmalığa yol açacak bir "yalancılık ve baskı" olarak adlandırır (Bakunin 241). Proudhon gibi Bakunin de geleceğin toplumsal örgütlenmelerini siyasiden çok ekonomik olarak tasavvur eder. Toplumu, hem kırsal hem de kentsel olan üreticilerin özgür federasyonları etrafında örgütlenmiş bir toplum olarak görür. Herhangi bir koordinasyon çabası gönüllü ve akla dayanır olmalıdır.

Peter Kropotkin tüm yasaları üç ana kategoriye bölmüştü: mülkiyetin korunması, kişilerin korunması ve hükümetin korunması. Kropotkin tüm yasaların ve hükümetlerin ayrıcalıklı sınıfların denetiminde olduğunu, yalnızca onların ayrıcalıklarını korumaya ve genişletmeye hizmet ettiğini görmüştü. Çoğu yasanın emeğe el konulmasını savunmaya veyahut da Devlet'in otoritesini korumaya hizmet ettiğini belirtmişti. Kropotkin, mülkiyetin korunmasından bahsederken, mülkiyet yasalarının üreticilerin emeklerinin ürünleri güvenceye almak için değil, üreticilerin ürünlerinin bir kısmına el koymayı ve bunu üretici olmayanların eline devretmeyi meşrulaştırmak için yapıldığını belirtmişti. Kropotkin'e göre, emeğin (ve onun ürünlerinin) bu şekilde alıkonulması nedeniyle, göze batan bir eşitsizlik ortaya çıkmakta ve "bütün bir yasa deposu, ve bütün bir asker, polis ve yargıçlar ordusu bunu sürdürmek için gerekmektedir" (213). Ayrıca, çoğu yasa, sadece işçileri işverenlerine tabi olma konumunda tutmaya hizmet eder. Diğer yasalar (vergiler, yükümlülükler, bakanlık bölümlerinin, ordu ve polisin örgütlenmesiyle ilgili olanlar) ise, "neredeyse tamamiyle mülk sahibi sınıfların ayrıcalıklarını korumak üzere" düzenlenmiş olan "idari makinanın korunması, tamir edilmesi ve geliştirilmesi"nden başka hiçbir amaca hizmet etmezler (241). "Kişiye karşı işlenen suçlar" söz konusu olduğunda, bunu en önemli kategori olarak görür, çünkü yasanın herhangi bir itibar kazanmasının sebebi burada yatmaktadır, çünkü yasaya ilişkin çoğu önyargı buradan kaynaklanmaktadır. Kropotkin'in yanıtı iki yönlüdür. Birincisi, suçların çoğu mülkiyete karşı suçlardan oluştuğu için, bunun [suçların] yok edilmesi bizzat mülkiyetin ortadan kaldırılmasına dayanmaktadır. İkincisi, cezalandırma suçu azaltmamaktadır. Bu düşünceleri onu yasanın faydasız olduğu, aslında zararlı olduğu sonucuna götürdü --itaat yoluyla "aklın ahlaki bozukluğu"na neden olması, gaddarlık yoluyla da "şeytani tutkular"ı canlandırması. Cezalandırma suçu azaltmadığı için, Kropotkin hapishanelerin ortadan kaldırılması çağrısında da bulundu. Ona göre elimizdeki en iyi yanıt sempati idi.

Yirminci yüzyıl anarşistleri Devlet/toplum ilişkilerine dair bu okumaları daha ayrıntılı olacak şekilde geliştirdiler. Çağdaş anarşist analizler arasındaki en önemlilerinden birisi, Foucault'dan yarım yüzyıl önce de-merkezi ve durumsal olarak yasalaştırılmış [enacted, canlandırılmış] bir iktidar anlayışı sunan Gustav Landauer'in çalışması olmuştur. Landauer, Devlet'i toplumla ilgisi olmayan sabit bir dışsal varlık olarak değil, toplumun geneline yayılmış, insanlar arası belli ilişkiler olarak kavramsallaştırmıştır.

"Devlet, bir koşuldur, insanoğulları arasındaki belli bir ilişkidir, onlar arasındaki bir davranış tarzıdır; biz onu diğer ilişkileri daraltarak, birbirimize farklı davranarak tahrip edebiliriz. ... Bizler devletiz, ve gerçek bir erkek (sic) topluluğu ve toplumu oluşturacak kurumları yaratana kadar da devlet olmaya devam edeceğiz." [19]
Yakın zamandaki çalışmasında Murray Bookchin Devlet'ten bir kurumlar toplaması olarak değil de "yavaş yavaş öğretilmiş bir zihniyet" olarak söz eder. 20nci yüzyılın liberal demokrasilerinde iktidar daha az kaba kuvvet sergilenmesi yoluyla, ve daha çok La Boetie'nin "gönüllü hizmetkarlık" dediğinin beslenmesi yoluyla icra edilmektedir. Yönetimin çağdaş pratikleri, Bookchin'in Devlet'i, "siyasi ve toplumsal kurumların, baskıcı ve bölüştürücü işlevlerin, fazlasıyla cezalandırıcı ve düzenleyici düzenlemelerin, ve en nihayetinde de sınıf ve idari gereklerinin bir melezlemesi" [20] olarak nitelendirmesine yol açmıştır.
Sigara içmekten göğüslerin açıkça sergilenmesine kadar her şeyi yöneten yasa ve düzenlemelerin bolluğu içerisinde, Devletle toplumu birbirinden ayıran çizgi tamamen ortadan kalkmamışsa bile kesinlikle muğlaklaşmıştır. Yasalar ve yasal gözetim [suveillance, gizlice izleme] insani davranışların giderek genişleyen bir alanını kapsadıkça, herkes şüpheli, devlet otoritesinin yargısına tabi hale gelmektedir. Anarşistler, yüzyıllardır verilen toplumsal mücadeleler sonucu Devlet'ten elde edilen kazanımlara karşı saygılı olmakla, ve bu kazanımların tek taraflı olarak ve umarsızca ortadan kaldırılmasını istememekle beraber, Refah Devleti'nin kucaklanmasında Sosyal Demokratları takip etmeyi de arzulamamaktadırlar. Anarşistlere göre, Refah Devleti'nin düzenleyici ve denetleyici mekanizmaları özellikle uysal ve bağımlı kullar yaratılmasına hizmet etmektedir. Sosyal hizmetler ve kamu eğitimi gibi kurumlar aracılığıyla otoriteler bedenler üzerindeki kontrollerini zihinler üzerindeki etkiye doğru genişletmektedirler. Ahlaki düzenlemeler baskıyı ve konformizmi beslemenin kurnaz yollarıdırlar. "Gönüllü birlikleri ve karşılıklı yardımlaşma pratiğini zayıflatarak, {Refah Devleti} toplumu sosyal hizmet çalışanları ve polislerle desteklenen bir yalnızlar kalabalığına dönüştürür" (Marshall 24)

Savunucuları Devlet'in süren varlığını meşrulaştırmak için onun koruyucu işlevlerine başvururken, anarşistler, --düzenlemelerin, polisin ve hapishanelerin hızla çoğalmasında örneklenen-- Devlet'in baskıcı karakterinin sağladığı korumanın çok çok ötesine geçtiğini belirtirler. Üstelik, Devletler pratikte, toplumun tüm üyelerine eşit koruma sağlayamamakta, tipik olarak daha ayrıcalıklı üyelerin çıkarlarını daha az talihli olanların aleyhine korumaktadır. Ağırlıklı olarak mülkiyetin korunmasını vurgulayan yasalar, fahiş harçlar ve dışlayıcı giriş koşullarına sahip olan hukuk okullarınca korunan hukuk bilgisinin sınırlı ve seçkinci karakteri, ve "kanun ve intizam"ın uygulanmasındaki ırkçı tonlar, Devlet'in "adalet"inin adaletsizlikleri hakkında anarşistlere yeterince kanıt sunmaktadır. Anarşistlere göre, Devlet, engin ve karmaşık hukuk, hapishaneler, mahkemeler ve ordular düzenlemesiyle, eşitsizliğe karşı toplumsal adaletin savunucusu değil, adalet ve baskının asli sebebi olarak durmaktadır.

Bunun yanısıra --ve bu anarşistlere özgü bir eleştiridir-- Devlet pratikleri, daha az güçlü olana karşı bir sapmaya sahip olmasa bile, topluluklar içerisindeki toplumsal ilişkilerin aslında altını oyar. Bu, insani faaliyetlerin giderek genişleyen alanı içerisinde Devlet ağlarının karşılıklı yardımlaşma ağlarının yerini almasıyla gerçekleşir. Bu, anlaşmazlıkların çözüme kavuşturulması ve toplumsal ihtiyaçların karşılanması için Devlet'in dışsal pratiklerinin giderek yegane meşru mekanizmalar olarak görülmesi nedeniyle ilişkilerde özbelirlenimden çok bağımlılığa yol açar. Anarşistlere göre, Devlet'in kurumları aracılığıyla idare edilen "hukuk düzeni" [rule of law, hukuğun üstünlüğü ilkesi] özgürlüğün güvencesi değildir; aksine, giderek daha fazla insanı kendi [çizdiği] sınırların içerisine hapsederken, insani etkileşimin, yaratıcılığın ve topluluğun alternatif buluşma yerlerini kapatan, özgürlüğün düşmanıdır.

Üstelik, Devlet kaynakların yeniden dağıtımı için etkin bir mekanizma bile değildir. Gerçekte, Devlet, kaynakları ihtiyacı olanlardan kendisine doğru yönlendirir. "Devlet'e vergi ödemek yerine --ki ardından kimin ihtiyacı olacağına o karar verecektir, anarşistler topluluk örgütlenmelerine katılarak veya gönüllü olarak verme faaliyetleriyle dezavantajlı olanlara doğrudan yardım etmeyi tercih ederler" (Marshall 24). Anarşistler, Devlet'in sosyal hizmet ve refah işlevlerinin etkilenen insanların dahil olduğu ve onların ihtiyaçlarına doğrudan yanıt veren gönüllü karşılıklı yardımlaşma birlikleriyle daha iyi yerine getireleceğini savunurlar. Yüze yüze seviyesindeki karşılıklı yardımlaşma, kurumsallaşmış programlar veya hayırseverliğe tercih edilir.

Bir kere daha çağdaş anarşistler, anarşizmi yeni, bilinmeyene doğru bir adım, veya bugünden kopma demek olan bir devrimci kurulum olarak değerlendirmeyen Landauer'i takip ederler. Landauer, anarşizmi, "her ne kadar gömülü ve işlevsiz bir halde bekler olsa da devletin hemen yanıbaşında bulunan, daima mevcut bir edimselleşme [actualisation, gerçekleşim] ve yeniden oluşum" olarak değerlendirir. [21] Benzer şekilde, Paul Goodman, "özgür bir toplum, eski düzenin yerine "yeni bir düzen"in ikame edilmesi olamaz; bu, özgür eylem alanlarının toplumsal yaşamın çoğunluğunu oluşturuncaya kadar yayılmasıdır" demektedir. [22] Çağdaş anarşistler, bu anlayıştan yola çıkarak, günlük yaşamın şimdi ve buradasında otoriter olmayan, hiyerarşik olmayan ilişkiler geliştirmeyi amaçlarlar.

Anarşistler, otonom gruplaşma ağları sayesinde, Devletler'e olanlar dışındaki bağlılıkları beslerler. Anarşizm, "Devletin meşruiyetinin günden güne inkarları" yoluyla, mecburen ve tercih edilir olduğu üzere, ebediyen "devlet ve yasal otoritenin altında ve ona karşı akan gizli bir direniş tarihi" (Ferrell 149) olarak var olur. Basitçe ifade edilirse, Colin Wards şöyle demektedir,

"terör tarafından dayatılan bir düzen vardır, bürokrasinin koridordaki polisiyle dayattığı bir düzen vardır, ve bizlerin kendi kaderimizi şekillendirme yetisine sahip toplu yaşayan hayvanlar olmamız olgusundan kendiliğinden ortaya çıkan bir düzen vardır. İlk ikisi olmadığında, düzenin kesinlikle daha insanisi ve daha insancası olanı olarak üçüncüsü ortaya çıkma şansına sahip olur. Hürriyet, Proudhon'un dediği üzere, düzenin kızı değil, annesidir." (37)
Anarşizmin düşmanları bu iddiaya anarşizmin naif bir "insan doğası" görüşüne yaslandığı tipik iddiasıyla yanıt verirler. Bu gibi eleştirilere karşı en iyi yanıt, insan doğası meselesine ilişkin anarşist görüşlerin çeşitliğine işaret edilerek verilebilir. Max Stirner'in kendi çıkarını gözeten "egoisti" ile Kropotkin'in karşılıklı yardımlaşmanın özgeci [altrustic, fedakar] destekçisi arasındaki ortaklık nedir? Aslında, anarşistlerin "birey" ve onun "topluluk" ile olan ilişkilerine ilişkin görüşlerinin çeşitliliği, anarşizmin devasa eşitsizliklere [odds] karşın ayakta kalmasını sağlayan yaratıcılığının, çoğulculuğa saygısının bir tanığı olarak desteklenebilir. Anarşistler basitçe insanların kendilerini ve kendilerini içinde buldukları koşulları değiştirme kapasitesine vurgu yaparlar. Çoğu anarşist yine bunun, ne kadar kaba ve toplumsal ilişkilerin dışında olurlarsa olsunlar bireyler tarafından gerçekleştirilemeyecek, kolektif bir proje olduğunu belirtir. "Bu nedenle, amaç hükümet ve Devlet safrasını atarak bir 'öz kendi' yaratmak değil, diğerleriyle yaratıcı ve gönüllü ilişkiler içerisinde olarak kendini geliştirmektir" (Marshall 642-643). Özgürce girilen, toleransa, karşılıklı yardımlaşmaya ve sempatiye dayanan toplumsal ilişkilerin ihtilafların ortaya çıkmasını azaltacağı, ve ortaya çıktığı yerlerde de yardım çözümünün [aid resolution] [sorunu halledeceği] beklenmektedir. Burada hiçbir garanti yoktur; vurgu daima potansiyel olana yapılmaktadır.

SONUÇ

Anarşistlerin tasavvur ettikleri otoriter olmayan, hiyerarşik olmayan ve çoğulcu toplulukların, güç, otorite ve Devlet hakkındaki eleştirel düşünceye sunacak pek çok şeyi vardır. Ferrell'in belirttiği üzere, anarşizm, "yasanın dışında durarak" ve "yasal otoriteyi, onun toplumsal ve kültürel yaşam üzerindeki tahripkar etkilerini inkar etmek" suretiyle, "insani ilişkilerin ve insani farklılıkların önemli olduğunu --her halükarda, düzenleme ve yasanın abartılı otoritesinden daha önemli olduğunu-- bize hatırlatmaya" hizmet eder (153). Anarşizm, işlerin olduğu şekilden daha farklı bir şekilde olabileceğini asla unutmamızı temin eder. Kökleşmiş varsayımları sorgulamak ve alışkanlık haline gelmiş pratikleri tekrar düşünmek için bizi cesaretlendirir. Anarşizm, "mevcut toplumun mantıklı bir eleştirisini, ve idealini hem bugün hem de gelecekte gerçekleştirmek için tutarlı bir strateji alanı sunar" (Marshall 662). Anarşistler, "demokrasi"yi reddetmekten ziyade, (iş yerleri, okullar, aile ve cinsellik dahil olmak üzere) yaşamın tüm alanlarına nüfuz eden bir katılımcı demokrasi görüşü sunarlar. Çağdaş anarşistler, Hakim Bey'in Geçici Otonom Bölgeler'inin ruhuna uygun bir şekilde, Devletlerin ve yasal otoritenin katı olarak haritalandırılmış bölgeleri içerisine hapsedilmeyi redden "özgür" mekanlar, alanlar ve pratiklerin hızla çoğaltılması çağrısında bulunuyorlar. Bu "otonom" [23] düşünce ve eylem alanları, Devletler'in zamansal ve mekansal sınırlamaları karşısında kapsamlılık, açıklık, ve akışkanlığa vurgu yapıyor.

Çağdaş anarşistler yine çoğunlukçu görüşün baskıcı ilişkileri besleme tehlikesinin fazlasıyla farkındadırlar. Aslında, çağdaş anarşizm, kısmen, arzuları piyasa devrelerinin izin verilen alanıyla sınırlayan tüketim kapitalizminin anlamsız konformizmine karşı bir tepkidir. Anarşistler, yaratıcı bir yanıt olarak, yaşamda denemeyi cesaretlendiren ve sansürü aşağılayan toplumsal ilişkilerdeki çoğulculuğu ve çeşitliliği savunurlar. Otorite ve güç sorununa verilebilecek tek bir "doğru" yanıtın olabilirliğine inanmayarak, anarşistler insanları karşı karşıya oldukları belirli koşulların göz önüne alınması suretiyle çoklu alternatifler geliştirmeye teşvik ederler. Bu nedenle, bugünün anarşistleri kolaj, veganizm, "gürültü müziği", çoklu-cinsellik ve "elektronik sivil itaatsizlik" yoluyla "arzularını silahlanan" [24] punklar, hayvan hakları aktivistleri, toplumsal ekolojistler ve neo-ilkelciler gibi çeşitli şekillerde tanımlarlar. Her zaman olduğu üzere, anarşistler, kapitalist olduğu kadar sosyalist otoriter toplumsal örgütlenme biçimlerine karşı alternatifler sağlarlar.

Castells, Yazawa ve Kiselyova'yı takip ederek, otonomi hareketlerinin, şu anda küresel yönetim süreçleriyle ilgili olan toplumsal dışlama ve kültürel yabancılaşma süreçlerine karşı küresel düzene meydan okumak ve karşı-kurumlar geliştirmek suretiyle yanıt verdiği söylenebilir. Katılımcıların küresel zorlamaların mantığının anlamsız kılacağı belirli deneyim tarzları sayesinde [bu mantığa] karşı bir anlam yaratacakları, kültürel anlamı (yeniden) inşa etmeye yönelik girişimler yapılmıştır. Radikal toplumsal hareketin müttefikleri, çoğunlukla ortaya çıkmakta olan küresel ilişkilerin normatif kültürel ve siyasi kodlarını dönüştürmekle meşguldürler. Yeni anarşist hareket ise, "düşman"ı ortak değerlerin eklemlenmesi ve kimliklerin ironik bir şekilde inşası yoluyla karşılamaktadırlar.

Anarşi, siyasetin halihazırdaki oluşturulmuş şeklinin yeniden kavramsallaştırılmasını teşvik eder. Protesto, "sivil itaatsizlik" veya devlet gibi bilindik kapların herhangi birisi tarafından içerilerek sınırlanmayı reddeden bir siyasetin pırıltılarını sunar. Böylece, bugünkü anlamı bağlamında egemenliğe daha da fazla meydan okuyabilir. Bu gibi gösterimler [manifestation, kendini gösterme, ifade etme şekli], ister devlet, ister sınıf veya isterse kimlikle ilgili olan herhangi toptancı bir söylemin çevrelemeye yönelik eğilimini istikrarsızlaştırarak, siyasetin (yeniden) oluşturulması için alan açmaktadır. Küresel dönüşümlerin "kap olarak devlet" metaforunu istikrarsızlaştırması gibi, anarşizmde kimlik ve topluluğun yeniden şekillendirilmesi de "kap olarak kimlik" nosyonlarını istikrarsızlaştırır. Siyasi mekanlar, siyasi kaplara meydan okuyarak yaratılır.

Kuram, kategorilerin (yeniden) üretilmesine izin veren, topluluğun sürekli gelişimine ket vuran veya teşvik eden, ve alternatiflerin ortaya çıkmasını engelleyen mücadelelere ilişkin daha sofistike bir anlayışa gereksinim duymaktadır. Olağan toplumsal kuramlar alternatiflerin farkına varmakta başarısız kalmıştır --kısmen şüpheli metaforları eleştirmeksizin kabul etmeleri nedeniyle. Toplumsal hareketlere ilişkin çalışmalar hareket davranışının "gerçekçi olmayan" yönlerinin önemini az-kuramsallaştırmıştır. Bu çalışma, gayrimeşru veya uygulanamaz olarak mahkum etmenin (veya reddetmenin) ötesine geçerek, böylesi "gerçekçi olmayan" dolambaçlı [discursive] stratejilerin anlaşılmasına yönelik bir girişim sunmaktadır. "Çıkarlar ve gruplar marjinal olarak tanımlanırlar, çünkü bunlar toplumsal bütünleşme sistemi içerisinde birer 'rahatsızlık' haline gelmişlerdir; çünkü bunlar toplumsal hiyerarşi ve tahakkümden tarihsel olarak kurtuluş bakış açısına göre en önemli olabilecek mücadelelerdir" (Aronowitz 111, [altı çizili] vurgu aslındadır). Anarşi, "küresel sivil toplum"un, en başta yoksulluk, evsizlik, ırkçılık ve ekolojik imhayı ortaya çıkaran sivil toplumdan neden daha iyi olacağı sorusunu sorar bize.
Alıntı:
Jeff Shantz: York Üniversitesi (Kanada/Toronto) Tarih Bölümü



-> Bilelim Öğrenelim -> PDA Görünüm - Ana Sayfa
Tüm saatler GMT +2 Saat

Full versiyon Görüntüle



Phpbb PDA Görünüm
Egze Bilişim & Hosting Hizmetleri Tarafından Yazılmıştır.
Writed by Cybernet © 2004 - 2006 All rights reserved.