 |
|
 |
|
**zerd@**
| Sempatik Üye

| Kayıt: 03 Arl 2004 | Son Görülüşü: 11 Tem 2008 | Mesajlar: 2332 Seviye:39 | Altın: 122568 |
|
 |
|
 |
|
Mesaj No: 11436 - Tarih: Cum Nis 22, 2005 8:49 pm Mesaj konusu:
**Anlatamadığım sen**
|
|
|
 |
|
 |
|
|
Anlatamadığım sen
Sevgiler büyüttüm kır çiçeklerinden, güneşin kanını emen umutlar yeşerttim bahar renginde al yeşil dağlarda kar erirken ceylanlar emzirdim melekler uyandırdım her tan ağardığında toplamak için bütün düş kırıklarını aynalardan yıldızlarla selam yolladım sana ve her gece mavi bir kuş tutup avuçlarıma dudaklara gül ve rüzgar iliştirdim dağların doruklarına upuzun köprüler kurdum içimdeki yolculuklara sana kavuşmak için beyaz günlere uzandım beyaz atlarla, sana getirsinler diye umutlarımı seninle öpüşürken beyaz beyaz güvercinler kanat çırpıyordu mavi göklerin burçlarında bütün ayrılıkların, savaşların, ihanetlerin üzerine bir çizgi çekiyordum en güzel barış çiçeklerini versin diye dünya ak alınlı taylar koşarken alnımın çayırlarında al türkülerle inledim lekesiz sabahlara her bahar özlemler kanatıp gecelerin sayfalarında mavi rüzgarların terkisinde sevgiler yolladım sana çoğaldıkça çoğaldı çılgınlığım kanımda milyonlarca yıldız tutuştu alevler içinde parlayan nehirler aktı yüreğime her defasında bilki sensiz uzak bir dağbaşı ıssızlığıyım yoksan ürpertilerde tiril tirildir yapraklarım hasret ateşine bürünürken geceler sen ki, yüreğimde demlenen aysın her gece gözlerimde çiçeklenen aşk uzun saçlı hasretimsin bil ki, çağlayan bütün nehirler benim gözlerimdir benim yüreğimdir bütün denizler su içtiğim bütün pınarlarda seni susarım seni sorarım geçtiğim bütün yollarda düştüğüm her uçuruma bir tutam çiçek bırakır gibi bir tutam kor ve bir demet sevgi bıraktım senin için Bir gün gökyüzü gülünce ve geçince üşümesi kalbimin bütün hasretleri yükleyip rüzgarın kanatlarına yüreğimde taşıdığım sevda aleviyle upuzun yollardan çıkıp geleceğim sana... BEKLE ... "Ah o gönül şarkıları" sustu önce... Sonra, sevdaların ömrü kısaldı; tadı kaçtı hasretin, şehvetin harı söndü. Sanal posta kutusu, mektubu öldürdü; bak, bir tek satır yok kalemimden sana kalacak. Silinip gidiyor telefondaki aşk mesajları; "seni seviyorum", -ki amentüsüdür itiraf gecelerinin- parfüm sıkılmış plastik bir gül dalının teybinde tutsak... Korkuyorum gülüm; "Seni seviyorum" desem sana, plastik kokacak. A kadınım, A hüznümün bahçesi...! Görmem mi sanırsın; sesi kısık gözlerinin nicedir... dudakların buselere sağır... Oysa ben, haykırmak için sesine, solumak için nefesine muhtacım. Bilsen neler verirdim bakışlarından o kederi silebilmek, sana itimadın hazzını yeniden verebilmek için... Lakin öyle bir tufana yakalandık ki, birbirimize kavuşmak için çekiştirdiğimiz kement boğuyor bizi... Mübadele garında saadet ülkesine kesilmiş iki "açık" biletle mecalsiz bekleşiyoruz. Kudretim olsa, seni bu harabe istasyondan kapar, koştukça yelelerinden takvim sayfaları uçuşan bir kısrağın terkisine attığım gibi, o çok sevdiğin ihtişam romanlarının mağrur asrına taşırdım. Soyunurduk bütün o delik deşik kostümlerimizden, boyası akmış maskelerimizden... mecburi rollerimizden... "Devamsızlık yüzünden" tarihten kovulmuş iki muzip çocuk gibi, azad olurduk kendimizden... Benim boynumda alıçtan kolyeler, senin tebessümünde sümbülden gamzeler; çözüp dudaklarımızın mührünü, iççekişlerimizi toprağa gömer, her akşam ilk sana gülümseyen yıldızına ip dolayıp keyifle ayaklarımızı sallandırırdık dünyaya.... Dilimizde, "kavuşmanın tadını/ ayrılık feryadını" taşıyan bir şarkıyla... Uşşak makamında...
|
|
|
|
 |
|
 |
|