 |
|
 |
|
Cybernet
| WebMaster

| Kayıt: 01 Ekm 2004 | Son Görülüşü: 07 Oca 2009 | Mesajlar: 2229 Seviye:38 | Altın: 125889 |
|
|
|
|
Okumanın İşlevi
Yalın bir tanımla okuma, “basılı ya da yazılı sözcükleri duyu organlarımız yoluyla algılama, bunları anlamlandırıp kavrama, yorumlama”dır. Zihinsel ve düşünsel bir edimdir. Basılı ve yazılı simgelerle iletişimsel bir etkinlik içine girmedir. Hangi iş dalında çalışırsak çalışalım işimizin doğasına göre bu etkinliğe az ya da çok başvururuz. İster öğretmen olalım, ister öğrenci, ister doktor, mühendis, avukat, işçi, esnaf, memur…. İşimizin gerektirdiği nedenlerle okumaya başvururuz.
Yaşam boyu kullanacağımız bir araç
Gerçekten de okumasız yazmasız kimse kendi gündelik yaşamıyla ilgili en yalın yazılı bilgilerle gözlemlere bile ulaşamaz, varsa kendi bildiklerini de derli toplu anlatamaz. Toplum yaşamındaki en küçük yeniliklere bile, izleyemediği için uyum sağlayamaz. Bir bakıma yazı öncesi, yazın öncesi çağların edilginliğini, kafa tembelliğini kendi bireysel varlığında sürdürür. Dolayısıyla okuryazarlık, özellikle bizim yüzyılımızda bir toplumsal çağdaşlaşma sorunu sayılmış, sözgelişi UNESCO’nun öteden beri en çok üzerinde durduğu konu olmuştur.
Okuma yazma becerisi üstüne, bir okuma alışkanlığının kurulabilmesi için en önemli koşul ise temeli sağlam bir anadili öğrenimidir. Böyle bir öğrenimden geçmemiş kimse, yaşı ne olursa olsun, gerçek bir okur etkinliği kazanamayacaktır. Okuma yazma becerisini edinmiş olsa bile, eninde sonunda Batı dillerinde “harf tanımaz” diye adlandırılan (Fr. İlletrê, İng. İlliterate) okumasızlarla aynı duruma düşecektir.
Uygar toplumlarda bireyin kendi uğraş alanında ilerlemesi, önemli görevlere, yetkilere yükselmesi, gelişmiş bir okuma yetimi aracılığıyla kazandığı bilgi birikiminin sonucudur.
(Akşit Göktürk)
Öğrenmenin ve tam insan olmanın anayolu
Tam insan bilgilenme ve bilinçlenme yoluyla aydınlanmanın ışığından geçmiş, aydınlanmanın verileriyle donanmıştır. Soran, sorgulayan, Aydınlığı arayan bir kişiliği vardır. Bu tür bir kişilik kumaşının dokunduğu tezgâh da eleştirel okumadır.
Söylemek bile fazla, eleştirel okumanın başat niteliği okurun okuduklarını yargılaması, sorgulaması, bir başka deyişle kendi aklını kullanarak bir yargıya varmasıdır. Bu da aydın diye nitelendirebileceğimiz kişilerden beklenen bir tutumdur.
Yaşamımızı değiştiren ve zenginleştiren güç
Yukarıda belirttiğimiz gibi okuma, başkalarının yaşam ve yaşantılarını paylaşmamıza olanak sağlar. Elbette bu, okuyacağımız metnin türüne göre değişir. Nasıl makale, deneme, köşe yazısı, eleştiri, röportaj… gibi yazılar, düşüncelerimizi genişletir, bilgi dağarcığımıza yeni bilgiler katmamızı sağlarsa roman, öykü, şiir… gibi ürünler yaşamımızı zenginleştirir. Dünyamızın sınırlarını genişletir. Şöyle de diyebiliriz; yaşamadığımızı yaşar, görmediğimizi görürüz.
Türkiye’deki okuma eksikliği, bireylerin yeterince yaşamı kucaklayamamasına, olup bitenleri anlayamamasına ve takvim yaşlarını, dünyada birkaç yüzyıl kalmışçasına engin bir zenginlikle donatmamasına neden olmaktadır.
OKUMANIN İLETİŞİMSEL BOYUTLARI
Burada okumayı oluşturan öğelerden bahsetmiş, okuma eylemini bütün boyutlarıyla anlamak için bunları bilmek gerekir.
Yazar nedir?
Okuma iletişimsel bir etkinlik olduğuna göre, okuyacağımız metni kuran, oluşturan, belirli bir iletişim konumu içinde bize sunan kişidir yazar. Nasıl konuşmada bir konuşan ve konuşmanın alıcısı durumunda bir dinmeyen varsa okuma eyleminde de konuşanın yerini yazar, dinleyenin yerini de okur alır. Bu yönden yazar, okuma eylemi içinde yer alan öğelerden biridir.
Okur
Metnin anlaşılması için gereken çabayı gösteren kişidir. Başka türlü söylersek basılı ve yazılı sayfaya bakarak onunla iletişim sürecine giren kişidir okur. Bunun için de yazarın metni oluştururken takındığı iletişim konumunu okur da okurken takınır.
Yazarlık nasıl bir yazma donanımı gerektirirse okurluk da bir okuma donanımı gerektirir. Bu donanım, öyle bir çırpıda kolayca edinilecek türden değildir. değişik yapıda metinler üzerinde okuma deneyimi ister.
Asıl yetimler anadan babadan değil, ilim ve ahlaktan yoksun olanlardır. (HZ. ALİ)
En son Cybernet tarafından 08 Nis 2006 08:05 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
|
|
|
 |
|
 |
|
|
|
 |
|
 |
|
Cybernet
| WebMaster

| Kayıt: 01 Ekm 2004 | Son Görülüşü: 07 Oca 2009 | Mesajlar: 2229 Seviye:38 | Altın: 125889 |
|
|
|
|
Okur Deyince
Yaşanmış bir hayatı canlandıran biyografilerden tat ve zevk almak isteyenlerin yanında şairce bir hayatı, derin düşleri tanımak isteyenler yer alır. Öğrenmek için, zevk ya da gösteriş için okuyanlar; sanat anlayışıyla kitabı ele alanlar ya da yalnız olaylar üzerinde duranlar; kitaptan az veya çok şey bekleyenler, seyrek okuyan ya da durmadan okuyanlar, düşünce bolluğu veya düşünce kıtlığıyla kitaba sarılanlar, zekâsı işlek veya durgun olanlar… Görüldüğü gibi çeşitli karakter ve çeşitli ihtiyaçlar bu alanda da hayatın bütün alanlarında olduğu gibi birbirinden çok ayrı seviyede basamak ve katların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Doymak bilmeyen hırs ve merakla kitap üzerine kitap okuyan tipe de işaret etmeden geçmeyelim. Cervantes, bunların en bilineni o garip şövalye Don Quiqote de la Mancha’nın uyku durak bilmeden, şövalye romanları okuya okuya aklını oynattığını söyler. Bu, kitap okumakla girilen düş ve sihir dünyasında gerçekle ilgili sınır ve ölçülerin nasıl silinip kaybolduğuna klasik bir örnektir.
Amaç
Adını koyalım ya da koymayalım bizi okumaya yönlendiren bir amacımız vardır: Bir soruya karşılık bulma, bir konuda bilgi edinme, hoşça vakit geçirme…. Gibi.
Metin
Okumaya konu olan, basılı ve yazılı, anlam ve anlatım bütünlüğü bulunan her şey geniş anlamda bir metindir. Dilin kullanımına göre de metinleri türlere ayırıyoruz.
Öğretici metinler: Bu tür metinlere kullanmalık metinler de denir. Yazar, bu tür metni oluştururken genellikle sözcüklerin herkesçe paylaşılan somut anlamlarından yararlanır. Metinlerde anlatılanlar gerçek yaşamdaki nesneler, varlıklar, durumlar, olaylar, olgularla ilgilidir. Hayal gücünün payı yok gibidir. Mantık ölçüsü içinde gelişen ve açıklamaya dayanan anlatım biçimi ağır basar. Üslup kaygısı arka plandadır.
Yazınsal metinler: Metinleri ayırmada, belirlemede başat ölçüt dilin kullanımıdır. Yazınsal metinlerde ise dil, bilgi iletme ya da öğretme amacıyla kullanılmaz. Sözcükler, gündelik konuşmalarda olduğu gibi herkesin bildiği, paylaştığı alışılmış anlamlarıyla kullanılmaz. Yazar, bunları, okuruna sunmak istediği yaşam ve yaşantıya göre düzenler. Daha doğrusu gündelik konuşma dilinin söz değerlerine yeni anlamlar yükler. Bunun için onları değişmeceli (mecaz), eğretilemeli kullanımlar içeren bir biçimde, iletmek, anlatmak istediğine uygun olarak boyutlandırır. Böylece günlük dilin söz değerlerinin anlam sınırını genişletir.
Yazınsallığın belirlenmesinde güvenilir ölçüt metindeki evrenin niteliğidir. Nasıl bir evren sunuluyor bize? Bu evrenin sınırlarını çizebilir, gerçekliğini içinde soluduğumuz deneyim dünyamızın verileriyle kanıtlayabilir miyiz? Deneyim dünyamızdan seçilenler nasıl bir değişime uğratılmıştır?
İletişim konumu
Yalın bir tanımla iletişim konumu, yazarın yazarken okurun da bir metni okurken takınacağı tutumdur. Yukarıda da belirtildiği gibi öğretici nitelikli metinlerle yazınsal nitelikli metinlerin oluşturulmasında tutulan yol, kullanımı, birbirinden büyük ölçüde ayrılır. Örneğin bir öykü, roman ya da anlatı, yapısındaki özelliklerden ötürü okurundan, kendine özgü kuralları olan bir iletişim konumuna girmesini gerektirir. Okurun, büyük ölçüde metinde çizilen ya da yansıtılan durumların doğrudan ya da dolaylı bir biçimde yaşama bağlayabilme edimi içine girmesini ister.
Asıl yetimler anadan babadan değil, ilim ve ahlaktan yoksun olanlardır. (HZ. ALİ)
|
|
|
|
 |
|
 |
|
|
|
 |
|
 |
|
Cybernet
| WebMaster

| Kayıt: 01 Ekm 2004 | Son Görülüşü: 07 Oca 2009 | Mesajlar: 2229 Seviye:38 | Altın: 125889 |
|
 |
|
 |
|
Mesaj No: 50363 - Tarih: Cmt Nis 08, 2006 7:56 pm Mesaj konusu:
ÖĞRETİCİ NİTELİKLİ METİNLERİ OKUMA
|
|
|
 |
|
 |
|
|
Öğretici Nitelikli Metinleri Okuma
Öğretici ya da kullanılmalık metinler kendine özgü bir okuma yöntemi gerektirir. Bildik yaşam dünyasının gerçek ya da olası durumları, olayları, olguları, sorunları üzerine kurulan bu metinleri okurken iletişim konumumuz bir romanı, bir öyküyü ya da şiiri okurkenkinden farklı olacaktır. Öncelikle bu tür metinlerin dokusunu oluşturan ya da bu doku içinde yer alan kimi öğeleri eleştirel bir yaklaşımla değerlendirmemiz gerekecektir. Nelerdir bu öğeler?
Konuyu araştırma
İyi bir okuyucu düşünerek okur. Okurken düşünür. Öyleyse konuyu bulmanın en kestirme yolu konu öğesini sorulara bağlayarak düşünmektir. Yazar neyin üzerinde duruyor? Ne hakkında söz söylüyor?
Okumayı, bir iletişim etkinliği olarak tanımlamıştık. Bir uçta verici, gönderici olarak yazar bulunuyor, öteki uçta da alıcı yani okur olarak biz bulunuyoruz. Yazar nasıl yazısını oluştururken ilkin konuyu belirlemişse okuyucu olarak biz de özellikle öğretici boyutlu yazılarda konuyu bulmakla okumayı sürdüreceğiz. Bunun için de şu anahtar sorunun kılavuzluğunda yürüyeceğiz: Yazar, neyin hakkında söz söylüyor? Yazısını ne ile ilgili olarak oluşturuyor? Sorunun yanıtını da okuduğumuz yazın bütününü düşünerek bulmaya çalışacağız. Dediğimiz gibi anlayarak okumanın ilk adımı konuyu araştırıp bulmaktır.
Konuya bakış açısını belirleme
Konu nasıl üzerinde durulan, hakkında söz söylenip yazı yazılan şeyse bakış açısı da yazarın o konuyu görüş, ele alış biçimidir. Daha doğrusu konuya karşı yazarın takındığı tutumdur bakış açısı.
İletiyi bulma
Öğretici nitelikli metinleri okurken konuyu ve konuya bakış açısını belirleme eleştirel okumanın ilk adımıdır. Bunu, iletiyi bulma izleyecektir.
Adı üzerinde, öğretici nitelikli metinlerin temel amacı okuyuculara birtakım bilgileri, doğruları ve gerçekleri öğretmektir. Öğretme amacı bu tür yazıları yönlendiren ana etkendir. Bu amaç, yazının dokusu içinde açıkça belli eder kendini. Amacın yoğunlaştırılarak bir yargıya dönüştürülmesine, daha doğrusu bir önerme biçiminde yazıda belirmesine ileti (anadüşünce) diyoruz. yazarın konuya bakış açısına göre ileti olumlu da olabilir olumsuz da. Kuşkusuz bu söylediğimiz, öğretici metinlerle ilgili bir olgudur. Yazınsal metinlerde ileti örtüktür; metnin dokusu içinde eritilmiştir.
Yazar iletisini okuyucuya aktarmada konuyu bir araç olarak kullanır. Asıl amaçsa duyurulmak istenen, verilmek istenen iletidir. İleti terimi yerine anadüşünce de denmektedir. İster ileti diyelim, ister anadüşünce, bu, yazarı yazmaya iten temel nedendir. Bu bağlamda ileti yazıyı yönlendiren temel öğe olarak da düşünülebilir. Buradan kalkarak diyoruz ki öğretici bir metnin tam ve doğru anlaşılması büyük ölçüde iletisinin yani anadüşüncenin doğru anlaşılmasına bağlıdır.
Örneklendirme: Yazarlar, genellikle soyut bir kavramı, bir düşünceyi okurun kolayca algılayıp kavramasını sağlamak için örnekleme yoluna gider. bizim de okur olarak her örnekten önce ya da sonra neyin örneklendirildiğini belirtmemiz gerekir.
Tanımlama: Okuduğumuz metinde kimi nirengi noktaları ya da önemli anahtar kavramları kavramada bize ipucu olabilecek ya da kılavuzluk yapacak bir yol da tanımları ayırabilmelidir. Çoğu kez yazarlar bir düşünceyi geliştirirken önce onu tanımlar, o tanımın içinde barındırdığı anahtar kavramları açıklama yoluna giderler.
Karşılaştırma: Örnekleme, tanımlama gibi karşılaştırma da bir düşünceyi açma ve geliştirme yoludur. Düşünceleri ayırıp kavramada karşılaştırma bize ipucu olabilir. Çünkü yazarlar öne sürdükleri bir savı ya da önermeyi inandırıcı kılmak için herkesçe bilinen bir gerçeğin bu bilinen yönlerinden kalkarak onunla benzeşen ya da benzeşmeyen yönlerini sergilerler.
Tanık gösterme: Öğretici nitelikli metinlerde bir düşünceyi inandırıcı kılma ya da pekiştirme için kimi kişilerin düşünce ve sözlerine başvurulur. Okuyucu olarak bu da bizim için bir uyarı olabilir.
Nesnel verilerden yararlanma: Öğretici nitelikli kimi yazılarda yazarlar düşüncelerini açmak ve geliştirmek için sayısal verilerden, çizgilerden, şekillerden yararlanırlar. Bunlar da bizler için yol gösterici olabilir.
Dil örüntüsünü değerlendirme
Eleştirel okuma, metinle iletişimsel bir etkileşim içine girmedir. Başka bir deyişle yazarın bize ilettiği iletiyi alılmama edimidir. Bu da metni oluşturan öğeleri değerlendirmeyi, bunları kullanmayı gerektirir. Göstermeye çalıştığımız gibi yazar belirli bir konu seçiyor, seçtiği konuyu belirli bir bakış açısıyla işleyip yazıyor. Yazma işlemi de asıl vurgulanmak istenen düşünce (ileti), o düşünceyi açan, besleyip geliştiren yan düşünceler metnin düşünce yapısını kurma biçiminde oluyor.
Sözcük örgüsü: Okuduğumuzu anlama, başka bir deyişle yazarın iletmek istediği iletiyi bütünüyle algılama, kavrama metnin dil dokusu içinde yer alan sözcükleri tam değerlendirmemizi gerektirir. Çünkü düşünceyi biçimlendiren, onları taşıyıp yayan sözcüklerdir.
Asıl yetimler anadan babadan değil, ilim ve ahlaktan yoksun olanlardır. (HZ. ALİ)
|
|
|
|
 |
|
 |
|
|
|
 |
|
 |
|
Cybernet
| WebMaster

| Kayıt: 01 Ekm 2004 | Son Görülüşü: 07 Oca 2009 | Mesajlar: 2229 Seviye:38 | Altın: 125889 |
|
 |
|
 |
|
Mesaj No: 50364 - Tarih: Cmt Nis 08, 2006 7:59 pm Mesaj konusu:
YAZINSAL NİTELİKLİ METİNLERİ OKUMA
|
|
|
 |
|
 |
|
|
Yazısal Nitelikli Metinleri Okuma
“Okumayı Oluşturan Öğeler” bölümünde değindiğimiz gibi yazınsal metinler, hem amaç hem de dilin kullanımı yönünden öğretici nitelikli metinlerden ayrılır. Bunun için de nirengi noktalarıyla gösterdiğimiz öğretici metinleri okuma yöntemi yazınsal metinlerde kullanılmaz. Daha doğrusu yazınsal metinler kendilerine özgü bir okuma yöntemi gerektirir. Çünkü bu iki metin türü farklı iletişim konumlarının ürünüdür.
Yazınsal her metin bir dünya, bir yaşantı sunar bize. Bize sunulan bu dünya ve yaşantıyı algılama, kavrama öncelikle bu tür metinlerin dokusunu tanımamızı gerektirir. Bu öyküyü, bir romanı kısacası düzyazıyla oluşturulan yazınsal metinleri nasıl okuyacağız? Hangi açılardan bakacağız bu tür metinlere? Bu tür metinlerde bize neler sunuluyor?
Yazınsal metinleri okuma, öğretici metinlere göre daha çok yönlü bir çaba gerektirir. Bu, okunan metnin doğasından gelen bir olgudur. Bir şiiri, bir öyküyü, bir romanı okurken kemikleşmiş alışkanlıklarımızın dışına çıkmamız, bize sunulan kurmaca dünyanın kapısından girebilmek için yeni bir algı durumuna girmemiz gerekir. çünkü yazınsal metinlerin kurmaca evreni içinde bize sunulan varlıklar, nesneler gündelik yaşamımızda tanıdığımız nesneler, varlıklarla örtüşmezler. Sözcükler de gündelik kullanımların dışında yeni anlam ilişkileri içinde farklı biçimlerde çıkar karşımıza.
İnsan öğesini değerlendirme
Yazınsal metinlerde yer alan somut öğelerden biri de insandır. Öykülerde, romanlarda, oyun ve anlatılarda ister bir durum anlatılsın ister bir olay dile getirilsin, anlatılanlar birileriyle ilgili olacaktır, birilerinin başından geçecektir. Gerçekte yazınsal metinlerde yansıyan ya da yansıtılan olayların, durumların artalanında insanların dışa vuran, eyleme dönüşen tutkuları, özlemleri, istemleri yatar. Romanca, öykücü ya da oyun yazarı bu gerçeğin ayırdında olan kişidir.
Anlatı ve anlatı açısını irdeleme
Anlatısal her metnin bir anlatıcısı vardır. Anlatılanlar onun gözüyle, onun bakış açısından verilir. Yazarlar genellikle değişik anlatıcı biçimlerine başvururlar.
Üçüncü kişili (elöyküsel) anlatıcı
Üçüncü kişili (elöyküsel) anlatıcıyla oluşturulan öykülemede anlatıcı her şeyi bilen, gören, duyan bir yaklaşım içindedir. Öykü kişileri ne duyuyor? Ne yapmıştır ya da ne yapacaktır? İçlerinden ne geçiyor? Bütün bunları bilen sınırsız bir sezgi ve bilme gücü vardır bu tür anlatıcının. Kişilerin iç dünyalarına, bilinçaltlarına ayna tutar. Kimi durumlarda yorumlara, açıklamalara yönelir.
Anlatım
Yazınsal metinler büyük ölçüde öyküleme anlatım biçimiyle oluşturulur. Bunun yanı sıra az ya da çok betimlemeye, açıklayıcı sergilemeye ve konuşturmaya da yer verilir. Ama ağırlık anlatım biçimi dediğimiz gibi öykülemedir. Öykülemede olaylar, çatışmalar ve eylemler anlatılır. Bu yönden de yazar okuyucu üzerinde devinim imgesi uyandıracak sözcükleri seçer. Öfkelenme, sevinme, şaşma, korkma, saldırma, ürperme ya da irkilme gibi durumlar büyük ölçüde okuyucuda devinim imgesi yaratacak sözcüklerle verilmeye çalışılır.
Öyküleyici anlatımda yazar nasıl bizde devinim imgesi yaratacak sözcükler seçerse betimleyici anlatımda da izlenim yaratacak sözcükleri seçer. Görme, dokunma, tatma, işitme duyularımızı kamçılayacak imgeler kurmaya çalışır.
ŞİİRLERİ OKUMA
Yazınsal türler içinde şiirin ayrı bir yeri, ayrı bir özelliği vardır. Bu özellik onun yapısından, dilsel dokusundan gelir. Bunun için de okurdan değişik bir donanım, değişik bir yaklaşım ister.
Asıl yetimler anadan babadan değil, ilim ve ahlaktan yoksun olanlardır. (HZ. ALİ)
|
|
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|